Horul Horul Uyuyanlar Ülkesi: Toplumsal Yabancılaşmanın İzleri
Toplumların nasıl bir yığın haline geldiğini ve bireylerin nasıl yabancılaştığını anlamak için felsefi bir yolculuğa çıkmak gerekiyor. Horul Horul Uyuyanlar Ülkesi, tam da bu konuyu ele alarak, günümüz toplumlarının yaşadığı dönüşümü derinlemesine inceliyor. Peki, insanlar nasıl oldu da kendilerine yabancılaştı ve köle töresiyle yaşamaya başladı?
Yığın Psikolojisi ve Nitelik Değişimi
Adorno’nun da belirttiği gibi, dünyanın en korkunç yanı, korkunç olayların olağan görünmesidir. Bu durum, toplumların nasıl bir yığın haline geldiğini açıkça gösteriyor. Yığın psikolojisi, bireylerin kişiliklerinden sıyrılarak, dış güçlerin etkisiyle bir bütün haline gelmesini ifade eder. Bu süreç, toplumun nasıl kolayca manipüle edilebildiğini ve nitelik değişimine uğradığını ortaya koyuyor.
- Yığın, kişiliklerinden sıyrılmış insan topluluğudur.
- Ortega y Gasset, yığını “hiçbir bağı olmayan kişilerin birikimi” olarak tanımlar.
- Toplumlar, dış güçlerin etkisiyle kolayca şekillenebilir.
İşbölümü ve Köle Töresi
Engels, işbölümünün insanı nasıl böldüğünü ve yabancılaştırdığını açıklıyor. Kent ile kırın ayrılması, kırsal nüfusu binlerce yıllık bir kafa körlüğüne mahkum etti. Bu durum, hem işçilerin hem de köylülerin fiziksel ve entelektüel yeteneklerini sıfırladı. İşbölümü, insanı yığına dönüştürürken, aynı zamanda köle töresine de zemin hazırladı.
Kapitalist sistemde, sadece işçiler değil, burjuva sınıfı da kendi öz kar hırsının kölesi haline geldi. Bu durum, toplumun her kesimini etkileyen bir yabancılaşma sürecini beraberinde getirdi. Türkiye’de yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümler de bu yabancılaşmanın bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Sonuç olarak, Horul Horul Uyuyanlar Ülkesi, toplumların nasıl bir yığın haline geldiğini ve bireylerin nasıl yabancılaştığını felsefi bir bakışla ele alıyor. Bu süreç, insanlığın geleceği için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.